30 Aralık 2010 Perşembe

Freedom to Identify with Different Anatolian Histories

Türkçesi için Farklı Anadolu Tarihleriyle Özdeşleşme Özgürlüğü

When one starts to speak about the past, that is, the history or histories, of the present-day Turkey, or the present-day Anatolia, to use the usual but geographically wrong expression,  then various, sometimes rather unpleasant, discussions may generally ensue. The source of these clashes is almost always that someone sees, wants to see, a genetic, biological, relationship between those who live here today and those who lived here in the past. A connection between these two is usually not wanted by most and therefore, a claim is usually put forward that those who were here before were replaced entirely by those who are here now; in other words, there was no mixing.

Present-day genetic studies indicate the opposite is true. More or less some mixing seems to have taken place. But, everything aside, let us assume, for a second, that the hypothesis put forward is correct; that is, when some people were entering Anatolia from one side in 1071, some others, those who were living here at the time, were leaving from the other side and therefore nobody mixed with nobody. Would this bring us to the conclusion that we should not concern ourselves with or not enjoy the past of this land where we currently live? Does there have to be a “blood” or genetic connection for us to concern ourselves with the different pasts of this land, with the pre-1071? And does there have to be, once more, a biological connection for us to identify ourselves, just because we live on the same land, with the things these people did, built.       

My personal opinion is that it does not have to be. The only means of forming a connection does not have to be blood, genetics or biology. It can be through our feelings and thoughts as well. In fact, since we all belong to the same species we do have a biological connection with the peoples of these pasts anyway. We could think about this matter in the much larger context of all humans, rather than this or that ethnic group or nation, and its past. Unfortunately, we are unable to do this. We are not raised as such. We are not encouraged to think in such terms. We automatically jump to the divisions that separate us, to discrimination. For example, we are unable to identify ourselves with the past of an English person. If there were creatures from other planets similar to us, then we could probably manage to feel closer to our own kind, but at the moment, we are unable to do this.

However, to repeat one more time what mentioned above, even if we assume that there are no genetic connections (but the current research indicates otherwise), there can still be connections of different sort. We are able to form various connections through our feelings and thoughts, but there are also other factors that assist in this matter. First of all, we live in the same environment with those who came before us; we are part of the same world with regard to the climatic and geographic conditions, though our world seems to be warming up lately. Therefore, we produce a similar culture, but, on the other hand, even if we assume that we all came from the Central Asia or that direction, this arrival was into a culture that was similar to the one we are currently producing. At our arrival with a different culture, we encountered what can be called the Anatolian cultural environment, and since the environment we are in is still Anatolia, we are living and producing more or less a similar culture. This cultural connection or the connections naturally lead us to forming relations, through our feelings and thoughts, through what we feel and think, with those who lived here before us, even if we assume that these people had left upon “our arrival” and we never had a chance to mix with them. We see ourselves as part of them; we tend to do this. 

But in our case there is more; for not only we eat the same types of fish, but we have the same names for them as well. Therefore, there was an encounter, an exchange, a mixing. Yet, even if we assume this has never been the case, just being on the same land, under the same climatic conditions and similar factors put us in a similar cultural process and thus, we feel closer to this past; we find, see, many common points between ourselves and this past. This naturally pushes us towards interacting with and writing about this past, without thinking whether or not there we have a blood connection with them, on the one hand, but as if there is one, on the other hand. 

Therefore, I conclude, those who currently live on this land can go after various histories; they may identify themselves with various histories, various pasts. They may either adopt all of them by equally embracing each of them. Or they may identify with them through a certain hierarchy, adopting some of them more than others. All in all, this relationship does essentially have to be, contrary to the claims of the modern discourse and its state, of personal kind. There should not be an authority between the individual and the past with which this individual wants to identify (even construct). In other words, I claim that the domineering attitude of ‘this is your past’ is wrong. It needs to be and it is about what kind of relationship a person sees between him/herself and the world he/she is in; this relationship cannot and should not be imposed.  

29 Aralık 2010 Çarşamba

Farklı Anadolu Tarihleriyle Özdeşleşme Özgürlüğü

For English version, see Freedom to Identify with Different Anatolian Histories

Özellikle günümüz Türkiye’sinin, veya alışıldık ama coğrafi açıdan tam doğru olmayan şekilde söyleyecek olursak, günümüz Anadolu’sunun geçmişinden, yani tarihinden veya tarihlerinden bahsedilmeye başlandığında, genellikle çeşitli tartışmalar belirebiliyor. Çatışmaların kaynağı neredeyse her zaman bugün burada yaşayanlarla geçmişte yaşamış olanlar arasında genetik, biyolojik ilişki kurulmasından kaynaklanıyor. Bu ikisi arasında bağlantı kurulması istenmiyor ve dolayısıyla da şimdikilerin öncekilerin yerini aldığı, yani bir karışma olmadığı iddia ediliyor.

Günümüz genetik çalışmaları bunun aksinin doğru olduğunu gösteriyor. Az veya çok bir karışma söz konusu. Ama her şey bir yana, bir an için bu ileri sürülen varsayımın doğru olduğunu, yani 1071 yılında bir taraftan birileri gelirken, diğer taraftan da burada yaşayanların çıktığını, bu toprakları terk ettiğini ve dolayısıyla hiç kimsenin birbiriyle karışmadığını farz edelim. Bu üzerinde şu anda yaşadığımız toprakların geçmişiyle ilgilenmemeyi, bu geçmişten zevk almamayı gerektirir mi? İllâ kansal, yani genetik bir bağlantı mı olması gerekiyor bu toprakların daha farklı geçmişleriyle, 1071 öncesiyle ilgilenmek için? Ve yine illâ biyolojik bir bağlantı mı olması gerekiyor, bu insanların yaptıklarıyla kendimizi, aynı topraklar üzerinde yaşıyor olmaktan dolayı özdeşleştirmek için.

Benim şahsi görüşüm olması gerekmediği yönünde. Bağlantı kurmanın tek yolunun kansal genetik veya biyolojik olması icap etmiyor. Duygusal veya düşünsel biçimde de olabilir. Ama aynı türden geliyor olmaktan ötürü burada yaşamış olanlarla biyolojik bir bağlantımız zaten var. Meseleyi şu veya bu etnik grup veya ulus ve bunun geçmişi şeklinde düşünmek yerine, daha geniş bir bağlamda, tüm insanlar olarak da düşünebiliriz. Maalesef bunu yapamıyoruz. Böyle yetiştirilmemişiz. Böyle düşünmemiz teşvik edilmemiş. Otomatikman ayırımlara, ayrımcılığa gidiyoruz. Örneğin bir İngiliz’in kendisini özdeşleştirdiği geçmişiyle biz özdeşleşemiyoruz. Belki başka gezegenlerde bize benzer canlılar olsaydı, bunu başarabilirdik ama şu durumda yapamıyoruz.

Ama, bir kez daha yinelemem gerekirse, genetik bağlantıların olmadığını varsaysak bile (mevcut çalışmalar tersini söylüyor) farklı bağlantılar olabiliyor. Duygu ve düşüncelerimize başvurarak çeşitli bağlantılar kurabiliyoruz ama bu konuda yardımcı olan başka faktörler de var. Bir kere aynı çevrede yaşıyoruz; iklim ve coğrafi koşullar açısından aynı dünyanın parçasıyız, her ne kadar bizimki şu anda bir parça ısınma eğilimindeyse de. Dolayısıyla yakın bir kültür üretiyoruz ama diğer yandan, eğer hepimizin Orta Asya’dan veya o yönden geldiğini varsayarsak veya varsaysak bile, kendimizi bir de ürettiğimize benzer bir kültürün içinde bulmuşuz. Farklı bir kültürle gelerek Anadolu kültürel ortamıyla tanışmışız ve içinde bulunduğumuz çevre hâlâ Anadolu olduğundan dolayı da, beş aşağı beş yukarı aynı kültürü yaşıyor ve üretiyoruz. Bu kültürel bağlantı veya bağlantılar da haliyle burada, bu topraklarda daha önce yaşamış olanlarla duygu ve düşüncelerimiz aracılığıyla ilişki kurmamıza yol açıyor, bu insanların tamamen gittiğini ve onlarla hiçbir şekilde karışmadığımızı, karşılaşmadığımızı varsaysak bile. Kendimizi onlardan görüyoruz; bu yönde bir eğilimimiz oluyor, olabiliyor.

Ama tabii bizim durumumuzda biraz daha fazlası söz konusu. Çünkü sadece aynı balıkları yemiyoruz, bu balıklar için aynı adları da kullanıyoruz. Dolayısıyla bir karşılaşma, bir alış veriş veya belki de bir karışma olmuş. Ama bunun olmadığını varsaysak bile diyorum, sırf aynı topraklar üzerinde olmak, aynı iklim koşullarının etkisi altında kalmak ve benzeri dış etkenler, kendimizi benzer bir kültürel sürecin içinde bulmamızı sağlıyor ve bu yüzden de kendimizi daha yakın hissediyoruz bu geçmişe; çeşitli ortak noktalar buluyor, görüyoruz kendimizle bu geçmiş arasında. Bu da haliyle bu geçmişle de etkileşime girmeyi, bu geçmiş hakkında da yazıp çizmeyi gerektiriyor, aramızda herhangi bir kan bağı olup olmadığını düşünmeden ama sanki varmış gibi.

Dolayısıyla, bu topraklarda yaşayan insanlar çeşitli tarihlerin peşinden gidebilir, kendilerini çeşitli tarihlerle, geçmişlerle özdeşleştirebilir. Ya da hepsine eşit şekilde yaklaşarak hepsini birden benimser. Ya da kendisini belli bir hiyerarşik yapı içinde bu tarihlerle özdeşleştirir; yani kimisini diğerlerinden daha çok benimser. Neticede bu ilişki aslında modern söylemin ve de devletinin iddialarının aksine, bireysel bir ilişki olmak zorundadır. Birey ve özdeşleşmek (hatta kurgulamak) istediği geçmiş arasında bir otorite olmamalıdır. Yani “senin geçmişin bu” yaklaşımı kanımca yanlış bir tavırdır. Bu, kişinin kendisini yaşadığı dünyayla nasıl bir ilişki içinde gördüğüyle ilgili bir durumdur; herhangi bir şekilde dayatılamaz, dayatılmaması gerekir.     
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...