1 Ağustos 2010 Pazar

Tarafsızlık, Nesnellik, Tarihin Bilim Olabilmesi

Mutlak tarafsızlık diye bir şey tarihte söz konusu olmaz.

Mutlak tarafsızlık ve objektivite nerelerde mümkün o zaman? İngilizce tabirle daha hard olan bilim veya disiplinlerde mi?
Bir de mutlak tarafsızlıktan ve objektiviteden ne anladığını açıklarsan daha çok sevinirim.
Bir de sence tarihte ve diğer disiplinlerde (en hard olan bilimler dahil) ideolojilerden mutlak manada arınmak mümkün müdür?
Madem dürüstlükten bahsettin, sence tarihte ve diğer bilim ve disiplinlerde mutlak manada dürüst olmak mümkün müdür?
Son olarak, tarih disiplini bilim midir ve hangi disiplinler bilimdir hangileri değildir (diğer bir deyişle, bilim nedir?)? (Onur'un yorumu)


Herhangi bir insan insanlığı üzerine kafa yorarsa, yani beni insan yapan nedir sorusunu sorarsa (gerçi bu soru çeşitli şekillerde sorulabilir, ben bir tür olarak insandan bahsediyorum), bir süre sonra insanın sırf insan olduğundan aynı zamanda taraf da olduğunun farkına varması gerekir. İnsan toplumsal bir yaratıktır ama bu toplumsallık pasif değil, son derece aktif bir toplumsallıktır, yani bireyin bireyselliğinin içinde var olduğu toplumsallık aracılığıyla açığa çıktığı, bunun içindeki mücadelelerle şekillendiği bir toplumsallık. İnsan bireyi kişiliğini, mevcudiyetini belli bir toplum içinde var olmaya borçludur ama bu sonuçta içinde bulunduğu toplumda sürekli kavga etmesini, kendine taraftar toplamasını, dostu düşmandan ayırmasını, kendisiyle, diğerleriyle ve genelde içinde bulunduğu yaşamla ilgili öyküler yaratmasını gereken bir toplumsallıktır. İnsan yaşadığı toplumun boyutları ne olursa olsun, sürekli pozisyon almak zorunda bir yaratıktır; yani hiçbir zaman tüm toplumu kapsayan bir birey değildir. Ya da şöyle diyeyim. Grup kurmak, gruplar içinde yaşamak zorunda olan her yaratık aynı zamanda taraf tutmak zorundadır. Taraf tutarak bireyselliğini kazanmış, ona kişiliğini vermiş biri hiçbir zaman tarafsız olamaz. Sıfır noktasına dönüp baştan başlaması mümkün değildir ama bu durumda bile bu sefer de başka bir taraf olacaktır. İnsan, eğer biri soracak olursa, budur ve bu durumdaki bir yaratığın tarafsız olması, onu o yapan durumun, koşulların, yapının doğasından ötürü mümkün değildir. İnsan doğası itibarıyla tarafsız olamaz.

Peki, tarafsızlığa yaklaşabilir mi? Bu da gideceği yeri bilmemesine rağmen oraya yaklaştığını düşünen insanın durumundan farksızdır. Yani mantıksız bir önermedir. Gideceğin yeri bilmiyorsan ne kadar yaklaştığını da bilmezsin. Ama eldeki verilerle bir yerlere yaklaşıldığı sezilebilir ama bu durumda da yerel, sadece o anki koşullara özgü bir tarafsızlık ortaya çıkacaktır ki, bu durumda da kişisel seçimlerin ağırlığı hiç de az olmayacaktır.

Nesnellik de pek farklı değil. Burada benim kastettiğim kendi seçim ve tercihlerimizden bağımsız bilgiye ulaşmak. Bilgi dediğimiz şeyi üreten de, ifade eden de biz olduğumuz sürece nesnel bilgi denen bir şey söz konusu olamaz. Ancak öznel bir faaliyetin sınırları içinde bir nesnellikten bahsedebiliriz. Daha bilim kabul edilen dallarda belki; ama burada bile bir yığın varsayımda bulunmak gerekir. Örneğin benim pergelle çizdiğim daire her canlı için yoktur ki, muhtemelen birçok insan veya Homo türü de bunu yapabilecek kapasitede değildi. Yani bilimin kendisi bile, sadece ortaya çıkış nedenlerini düşündüğümüzde bile, epey öznel bir faaliyet. Ama doğa yasaları…kendi dışımıza çıkarak bunların doğruluğunu , daha doğrusunu mevcudiyetini göstermemiz mümkün mü? Bu elbette olmadıkları anlamına gelmiyor ama biz görebiliyoruz diye var oldukları anlamına da gelmiyor. Bir şeyin kendi başına, bizim müdahalemiz veya rolümüz olmadan var olduğunu görmemiz mümkün olmadığından bunu hiçbir zaman bilemeyeceğiz. Dolayısıyla doğa yasaları var mı yok mu sorusu da anlamsız oluyor. Ancak bizim gördüğümüz veya bizim bakış açımıza göre kendini gösteren doğanın yasalarından bahsedebiliriz. Ancak yasa görmek isteyen bakış böyle bir doğa görebilir. Ve bu “düzenli doğa”nın illa bir yaratıcısı olması gerektiğini düşünen beyin de buna bir tanrı yaratır. Her neyse bunun konuyla ilgisi yok.

Mutlak dürüstlük tabii ki mümkün değil. Sonuçta benim kendimi dürüst bulduğum yerde bir başkası beni sahtekârlıkla suçlayabilir ama ben zaten mutlak anlamda dürüstlükten bahsetmedim. Herhangi bir sosyal bilimcinin kendisine, yaptığı işe karşı dürüst olmasından, karşısına çıkan verileri sırf onun istediği şekle gelmeleri için fazla eğip bükmemesinden bahsettim. Yani bir noktada ben yanılmışım veya yanlış düşünmüşüm diyebilen, diyebilecek araştırmacıyı kastettim.

Tarih bence kesinlikle bir bilim değildir. Bilim bana göre doğa üzerine bir şeyler söylemek, doğa üzerine yaklaşım üretmekle ilgili bir uğraş. İnsan da doğanın parçası olduğu için dolaylı olarak bir bilimin söz konusu olduğu iddia edilebilirse de, tarih doğayla ilgili değil, insanın insanla iletişimi, insanların bir arada yaşamasıyla ilgilidir. Bu yüzden de bir bilim olduğunu düşünmüyorum; alanı son derece farklıdır. Ama tarihe bilimsel yöntem uygulanabilir mi, sanırım bu sorulabilir ve muhtemelen mümkündür ama bunun tarihi bir bilim haline getirdiğini düşünmemeliyiz.

17 yorum:

  1. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  2. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  3. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  4. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  5. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  6. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  7. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  8. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  9. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  10. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  11. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  12. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  13. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  14. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  15. Bu yorum yazar tarafından silindi.

    YanıtlaSil
  16. Tarafsızlık, nesnellik mevzularında ne demek istediğini anlıyorum, sen bunlara daha felsefi bir bakış açısıyla yaklaşıyorsun.

    Ama makalenin sonundaki bir şeye kafam takıldı: tarihin bilim olmamasının sebebini tabiatla alakadar olmamasında buluyorsun. Bugün İngilizcede "social sciences" (Türkçedeki "sosyal bilimler") diye anılan disiplinler insanı mevzu edinmelerine ve tabiatla alakadar olmamalarına rağmen bütün dünyada bilim olarak kabul edilirler. Türkçeye bilim olmadıkları halde yanlış bir şekilde "beşeri bilimler" olarak tercüme edilmiş olan İngilizcede "humanities" denen ve genellikle insanı mevzu edinen disiplinlerse bütün dünyada bilim olmayan disiplinler olarak kabul edilir (bu arada, bilmeyenler için söyleyeyim: her bilim disiplindir, ama her disiplin bilim değildir). Yani tarih ele aldığı mevzular itibariyle hem social science hem de humanities kategorisine girme imkanına sahip, zaten farklı fikir insanları bu mevzuda ayrılmış haldeler: tarih bilim mi değil mi? Kimisi bilim değil demiş, kimisi bilim demiş, kimisi her ikisi de demiş, kimisi bazen bilim bazen değil demiş, yani bu mevzuda yorum çok.

    Sen tarihe tabiatla alakadar olmadığından bilim değildir diyorsun, ama social sciences denen disiplinler, yukarıda da yazdığım gibi, insanı mevzu almalarına ve tabiatla alakadar olmamalarına rağmen bütün dünyada bilim olarak kabul edilirler. Burada bence sen bilimle tabii bilimleri yani natural scienceları karıştırıyorsun. Yani humanities disiplinlerini bilim dışı yapan ele aldıkları mevzular değil, başka birşey. Bu başka birşeyi de söyleyeyim: social sciencelarla aralarındaki metot farkı. Humanities disiplinleri daha spekülatif metotlar üzerine kuruluyken, social sciencelar, tıpkı natural sciencelar gibi, daha ampirik (deneye dayalı) olan bilimsel dediğimiz metotlar üzerine kurulu. Bu nedenle, tarihe bilim değil demek için bilimsel metotlara dayanmadığını ya da yeterince dayanmadığını iddia etmelisin, beşeri mevzuları ele alıp tabiatı bir kenara bıraktığını değil.

    Tam da yukarıda açıkladığım sebeplerle, tarihe bilimsel metotlar (yöntemler) uygulanması onu bilim olmaya (bu vaziyette sosyal bilim olmaya) daha çok yaklaştıracaktır.

    Bu arada, evvelki mesajımdaki şu sorumu sanırım atlamışsın: "Bir de sence tarihte ve diğer disiplinlerde (en hard olan bilimler dahil) ideolojilerden mutlak manada arınmak mümkün müdür?"

    YanıtlaSil
  17. Son soruna cevabımsa hayır, tarihte ideolojilerden arınmak mümkün olmadığı gibi (üstelik gerekli de olduğunu sanmıyorum), aynı durum bilim ve dalları için de en azından kısmen, hatta bazen tamamen geçerlidir.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...