29 Temmuz 2010 Perşembe

Anadolu Tarihçiliğine Dair Sorular II:
Anadolu terimiyle yüzleşilme zorunluluğu, eğer farklı bir tarih isteniyorsa...

Anadolu tarihi genelde belli bir toprak parçasının şimdiki sınırlarından geriye doğru gidilerek başlatılıyor. Yani ilk önce Anadolu denen bir yerin varlığını kabul ediyoruz ve daha sonra bu coğrafi yeri alıp tarihin başlangıcına ve hatta bazı durumlarda tarih öncesine götürüyoruz.

İlk bakışta bir sorun yok ve ulusal tarihçilik açısından hiç bir sorun yok. Oysa eğer amaç ulusal tarihçiliğin karşısına yeni bir şey koymaksa, o zaman bu tarihçiliğin yöntemlerinin de gözden geçirilmesi gerekiyor. Toprak parçasına bağlılık veya belli bir yerin yerlisi olmayı öne çıkarmak, bunlar bana göre ulusalcı tarihçiliğin temel unsurları. Bu tür kavramların geliştirilmiş olmasının ardındaki temel neden, toprak ile sözüm ona bu tarihin yüzyıllardır veya binlerce yıldır sahibi konumunda görülen ve yine sözüm ona homojen bir grup arasında, her zaman olmasa da sık sık neredeyse kutsal olan bir ilişki kurmak. Oysa geçmiş daha farklı bir öykü sunuyor. Sürekli değişen insan topluluklarının olduğunu, homojenliğin çok da rastlanan bir özellik olmadığını gösteriyor.

Burada tabii şuna dikkat etmek gerekiyor. Fiziksel koşullar uzun bir süre boyunca belli bir yaşam tarzını ve dolayısıyla kültürü dayatabilir. Ama bu durumda bile, fiziksel koşulların doğrudan etkisi altında olmayan kültürel katmanlar söz konusudur ve homojenlik iddiası da bu noktada çökmektedir. Çünkü örneğin iki din arasında seçim yapmak veya herhangi bir dilin konuşulmaya başlaması gibi durumların fiziksel koşullarla bir ilişkisi yoktur. Bazı dinlerin belli bölgelerde daha çok ortaya çıktığı, ya da farklı yaşam tarzlarının farklı inanç biçimlerine yol açtığı ileri sürülebilir. Fakat bu inanç biçimleri kendi içlerinde muazzam bir çeşitlilik gösterebilir ve bunun fiziksel koşullarla ilgisi yoktur. Bu yüzden Anadolu insanı ve Anadolu toprağı kavramları aslında sorunlu kavramlardır; bir homojenlik fikri dayatmaya çalışmaktadırlar. Hâlbuki Anadolu denen yerin kendisi, eğer fiziksel koşullar açısından bakacak olursak, birden fazla farklı iklim bölgesine ayrılabilir ki, bazı araştırmacılara göre, bitki örtüsü, İskenderun’dan Rize’ye doğru giden bir diyagonali geçtiğimizde farklılaşmaktadır. Eğer kendimizi fiziksel dünyanın yaşam tarzını etkilemesi şeklinde bir kuramla sınırlayacaksak, o zaman tek bir Anadolu fikri aslında bir mit ve muhtemelen modern bir mittir. Tabii eğer homojen Anadolu toprağı kavramı çöküyorsa, bu, Anadolu insanı kavramının da çökmesi anlamına gelir.

Anadolu insanı şeklinde bir kavramlaştırma günümüzde geçerli olabilir. En azından böyle bir kavramın üretildiğini ve epey taraftar topladığını söyleyebiliriz. Fakat geçmişe bakarken kullanabileceğimiz bir araç olarak yararı pek söz konusu değildir. Örneğin tarihöncesi çağlarda böyle bir çerçeve bulmak mümkün değildir. O zaman ne yapacağız? Anadolu tarihi nereden başlayacak?
Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...