4 Haziran 2009 Perşembe

Roma / Bizans. Yedinci Yüzyıl Savaşları ve Arap İstilası


Roma İmparatorluğu’nu büyük bir kargaşanın içine atacak, Doğu Akdeniz’deki konumunu değiştirecek olaylar dizisi Balkanlar’da, Roma’nın Slavlar üzerine Kış seferine çıkmaya karar vermesiyle başlamıştır. Kış seferine çıkmak istemeyen ordu Fokas (Phocas) liderliğinde isyan ederek Fokas’ı imparator yapmıştır (602). Fakat Roma’yla görülecek hesabı olduğuna inanan Sasaniler (İran) bu değişikliği fırsat bilerek ve bir önceki imparator Maurice’in başına gelenleri bahane ederek 603’te Roma İmparatorluğu’na saldırmıştır. Savaşın ilk evrelerinde büyük bir başarı yakalayan Sasaniler, Balkanlar’dan asker çekmeye yanaşmayan Roma karşısında süratle ilerlemiş ve halkı desteğini de arkasına alarak 610’da Phocas’a isyan eden Heraklios’un başa geçmesi de gidişatı değiştirmemiş, 613’te Şam, 614’te Kudüs, 616’da Mısır, 619’da İskenderiye ve 620’de de tüm imparatorluk kaybedilmiştir. Sasanilerle savaş sürerken onlarla baş etmek amacıyla Balkanlar’dan asker çekilince, bu sefer de burayı boş bulan Slavlar ve Avarlar saldırıya geçmiş ve bir süre sonra Balkanlar da tamamen kaybedilmiştir. Bir süre sonra (623) Avarlar ve Slavlar hem de Sasaniler İstanbul’u ulaşmıştır. Bu durumda İstanbul’da kalmanın bir çözüm getirmeyeceğini gören Heraklios kenti kaderiyle baş başa bırakarak Kuzey Doğu Anadolu’ya, Ermenistan ve Kafkas bölgelerine geçmiştir. Burada hâlâ yanına çekebileceği Hıristiyan topluluklar ve ayrıca kuzeyde askeri yardım alabileceği Batı Türükler (Batı Köktürkleri) vardır. 626’da Sasaniler, Avarlar ve Slavlarla birlikte İstanbul’u bir kez daha kuşatmıştır. Heraklius kente geri dönmeyip onun yerine asker göndermiştir. İstanbul dayanmış, kuşatma başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bu, Avarların sonu olmuştur. İmparatorsa sonunda İranlıları sıkıştırmaya başlamıştır. Sonunda İran’da ortaya çıkan iç karışıklıklardan yararlanan Heraklios 629’da İran’ı anlaşmaya zorlamış ve imparator 630’da muzafferane bir şekilde Kutsal Haç’la birlikte Kudüs’e geri dönmüştür. Sonuç, kesin bir zafer olmuştur ama Roma’nın sevinci uzun sürmeyecektir.

Bu savaş sırasında hem Roma’nın hem de Sasanilerin fark etmediği yeni bir güç belirmiştir: Araplar. Yeni bir dinle kuşanmış Araplar peygamberlerinin ölümünün hemen arkasından Arabistan’ı terk ederek hem Sasanilere hem de Roma’ya karşı saldırıya geçmiştir. Her iki imparatorluk da birbirleriyle yaptıkları uzun savaştan ötürü kaynaklarının büyük bir kısmını yitirmiştir. Arapların arka arkaya zaferler kazanarak sonunda Şam’ı da ele geçirmeleri (636) imparator Heraklios’un büyük bir orduyla Arapların üzerine yürümesine yol açmıştır ama sonuç farklı olmamış, Roma ordusu 636’da Yarmuk’da büyük bir bozguna uğramıştır. 638’de Kudüs bir kez daha ve bu kez geri gelmemecesine kaybedilmiştir. Bu arada Araplar Sasanileri de yok etmiş ve 640’da Ermenistan’a 641’de de Mısır’a girmiştir. Mısır’da 646’da Arapların eline geçmiştir.

Arap istilası eski Roma topraklarında büyük değişikliklere neden olmamıştır. Yıkıcı
davranmamış Araplar, aksine, burada yaşayan Hıristiyanları, en azından Emeviler döneminde, din değiştirmeye zorlamamıştır. Araplar yeni fethettikleri topraklarda buldukları medeniyete saygı göstermiş ve bunu kendileri için kullanmıştır. Bu açıdan bakıldığında, Emevi dönemini Abbasi döneminden ayırmak gerekmektedir. Emevi dönemi Müslümanlığın genelde sadece Araplarla sınırlı tutulduğu bir dönemdir. İslam’ın evrensel boyutlara ulaşması veya evrensel bir din olarak algılanmaya başlaması Abbasi döneminde gerçekleşmiştir ve bu değişiklik Müslümanlarla Hıristiyanlar arasındaki ilişkileri de etkilemiştir.


Arap Saldırıları ve İmparatorluğun Savunulması

Müslüman saldırılarının doruk noktaları, 674–78 ve 717–18 yılları arasında gerçekleştirilmiş İstanbul kuşatmalarıdır. Araplar her iki kuşatmada da başarılı olamamıştır. Birçok tarihçiye göre, Roma veya Bizans’ın en büyük kurtarıcısı İstanbul surları olmuştur. İstanbul’u almanın çok güç olması, tüm topraklarını kaybettiği anlarda bile imparatorluğun hayatta kalmasını sağlamıştır. Roma/Bizans - Arap mücadelesi çok uzun sürmüştür. Bu mücadelenin dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar olan ilk bölümü boyunca baskın taraf Araplar olmuştur ama 656–61, 680–92 ve 747–51 yılları arasındaki Arap iç savaşları Bizans’ın kısa süreler için olsa da nefes almasını sağlamıştır. Bizans-Arap mücadelesi Toroslar’da kalmıştır. Araplar bu noktadan ilerisini fethedememiştir. Her ne Arap akınlarında dokuzuncu yüzyılın ortasına kadar bir azalma görülmeyecekse de, Bizans’ın Araplar karşısında toprak kaybetme süreci sona ermiştir. Bizans, topraklarının büyük kısmını ilk büyük istila sırasında kaybetmiştir.

Bu dönemde Müslüman orduları Bizans ordularından kesinlikle çok daha büyük olmuştur. Yağma amaçlı akıncı grupları bile birkaç bin askerden oluşan Araplar istedikleri zaman çok kalabalık ordular çıkarmıştır. 717’de İstanbul’u 120.000 askerle kuşatmıştırlar. 782’de Bizans’ı 135.000 askerden oluşan bir orduyla istila etmiştirler. Bu dönemde Bizans savaş alanına 80.000 asker bile çıkaramamıştır. Askeri alandaki bu büyük farkın nedeni, Müslümanların ekonomik açıdan Bizans’a karşı büyük bir üstünlük sağlamış olmasıdır. Müslümanların 800 yılındaki vergi geliri Bizans’ınkinden neredeyse yirmi kat fazla olmuştur. Kızıldeniz, Basra Körfezi ve İran üzerinden gelen İpek yolu gibi ana ticaret yolları da Arapların eline geçmiştir. Ekonomik güç bariz bir şekilde Arapların elindedir. Buna rağmen Arap orduları Toroslar’ın ötesindeki topraklarda ilerleme kaydedememiştir.

Bunun çeşitli nedenleri vardır. Bunlardan biri Arapların ilk başta Arap veya diğer Sami grupların bulunduğu topraklarda savaşmış olmalarıdır. Anadolu’da daha farklı bir durum ortaya çıkmıştır; Arap olmayan grupların arasında savaşmak zorunda kalmışlardır. Fakat çok daha önemli bir neden, Anadolu’yu savunmanın daha kolay olmasıdır. Toros dağları önemli bir engeldir. Bu engeli aşmak ancak az sayıdaki geçitleri kullanılarak mümkündür. Diğer bir seçenekse Fırat’ın yukarı kısmıdır. Daha çok Ermenilerin yaşadığı bu bölge Anadolu’ya girişin en kolay olduğu yerdir. Zaten Bizans-Arap mücadelesi de baştan itibaren bu bölgede yoğunlaşmıştır. Bizans’ı avantajlı kılan başka unsurlar da vardır. Heraklios, Araplara karşı verdiği mücadelede, topraklarını korumaktan çok ordularını koruma üzerinde yoğunlaşmıştır. Doğu ordularının üçte ikisini kurtarmayı başaran Heraklios, Arapların savaş alanındaki açık üstünlükleri karşısında hiçbir zaman tüm kuvvetlerini riske etmemiştir. Balkanlar’daki kuvvetleri konusunda çok fazla bir şey yapamamışsa da (İliryum ordusunun büyük kısmı Avarlar tarafından yok edilmiştir), yine de bu bölgeden elinde kalanları Anadolu’ya geri çekmeyi başarmıştır. Saldırı dalgası geçip Araplar Toroslar’da durduğunda, Bizans doğudaki kuvvetlerini tamamen Anadolu’ya geri çekmiştir. Balkanlar tamamen kaybedilmiş, Trakya’da sadece çok ufak bir bölge kalmıştır. Girit, Kıbrıs, Sicilya adalarıyla Kuzey Afrika’daki Tunus da hâlâ Bizans’ın elinde kalmıştır. Her ne kadar Bizans topraklarının büyük kısmını kaybetmişse de, çekilmiş olduğu toprakları savunmak, savunulması gereken sınırların toplam uzunluğu azaldığından çok daha kolay olmuştur. O sırada en büyük tehlike Arap ordularının imparatorluğun başkenti İstanbul’u kuşatması olmuştur ama onları her zaman dünyanın en güçlü surları karşılamıştır. Roma’nın uzun bir süre ayakta kalmış olmasında bu surların çok önemli bir rolü olmuştur. Roma devleti başkent kaybedilmediği sürece ayakta kalmıştır.

Themalar

Bu koşullar Bizans’ın daha farklı bir savunma stratejisi oluşturmasına neden olmuştur. Savaş alanına çıkarttıkları orduların büyüklüklerinden ötürü bariz bir şekilde üstün olan Müslüman ordularına karşı bir tür gerilla savaşı yürütülmüştür. İlk olarak ordu ve imparatorluk thema adı verilen bölgelere ayrılarak tüm kuvvetlerinin tek bir noktada yakalanması tehlikesine karşı önlem alınmıştır. Thema’lar sayesinde ordu belli noktalarda konuşlandırılmamış (o güne kadarki uygulama böyleydi), imparatorluğun tüm yüzeyine yayılmıştır. Böylece daha etkin bir koruma sağlanmıştır.

İlk başta ordu veya askeri güç anlamına gelen Thema, daha sonra ordunun yerleşmiş olduğu bölge ve en sonunda da bölge anlamına gelmeye başlamıştır. Başta strategos adı verilen bir askeri sorumlu (general) vardır ve kendine ait bir bölgesi olan themanın sosyal temelini, stratiot adı verilen, askerlik hizmetiyle yükümlü özgür köylüler oluşturmaktadır. Themanın sadece askeri başı olan strategos, dokuzuncu yüzyılın ortasına gelindiğinde idari yönetimin de başı olmuş, themanın nihai ve mutlak yetkilisi haline gelmiştir.


Thema Sistemi (İlk Themalar - 6. yüzyılın ikinci yarısı)


Her ne kadar themaların ortaya çıkmasını sağlayan dönüşümün arkasında Heraklios’un olduğu iddia edilse de, themalara ilk olarak 660’ta II. Konstans dönemine rastlanmaktadır. Aynı dönemde askeri araziler, yani askerlere tahsis edilen araziler de belirmiştir. Askerlerin arazilere bağlanmasının önemli bir sonucu daha istekli savaşmaları olmuştur. Bir düşünceye göre, themaların yaratılmasının arkasındaki ana neden mali konumu güçlendirmektir. Bu mali çözüm, aynı zamanda askeri çözüm de olmuştur. Thema sistemi daha çok savunmaya yönelik olarak tasarlanmıştır. Hızlıdırlar ve her yerde istilacılara müdahale edebilmektedirler. Araplar ilerlerken onları rahatsız ederek süratle kalelere çekilen themalar, asıl saldırıya Araplar geri çekildikten sonra geçmekte ve böylece kaybedilen toprakları geri almaktadırlar. Dolayısıyla, Araplar yağma yapmış ama toprak ele geçirememiştir. Araplar için bir başka sorun da savaş koşullarının hem farklılaşmış hem de zorlaşmış olmasıdır; ne dağlarda ne de çetin kış koşullarında savaşmaya alışkındırlar.
Diğer yandan, Bizans’ın Arap akınlarına karşı savunulmasında etkili bir çözüm olan thema sistemi aynı zamanda imparatorluğun siyasi istikrarını tehlikeye sokan bir tehditti. Tüm yetkiyi ellerinde toplamış strategoslar ve kontlar, imparatorluğun yönetilmesine, özellikle de imparatorların seçilmesine çok daha sık karışmaya başlamıştır. Profesyonel ordulardan thema sistemine geçiş veya imparatorluğun içinde bulunduğu koşullardan ötürü böyle bir sistemin belirmesi, altıncı yüzyıldan itibaren görülmeye başlayan askerlerin siyasete daha fazla karışması sürecini hızlandırmıştır. Askeri örgütlenmenin yerelleştirilmesi, askere kaydolma işlemlerinin merkezi otoritenin kontrolünden çıkması, thema birliklerinin konuşlanmış oldukları bölgelerdeki yerel topluluklardan gelmesi, merkezle taşla arasındaki ilişkinin dayanağı taşra kentlerinin ortadan kalkması ve bunların yerini askeri birliklerin alması çok farklı bir ilişkinin ortaya çıkmasına neden olmuştur. Themalar taşranın, yani yerelin tepkilerinin sözcüsü durumuna gelmiştir. Themaların imparatorların başına dert olması, isyanlar çıkartmaları ve de değişen koşulların daha hücuma yönelik bir ordu gerektirmesi, V. Konstantin’in sekizinci yüzyılın ortalarında daha esnek bir sistem olan tagmatayı yaratmasına neden olmuştur. Hareketli ve merkeze bağlı orduyu temsil eden tagmatanın daha çok themaların merkez karşıtı faaliyetlerini dengelemek için kurulduğu da söylenebilir. İstanbul çevresindeki Opsikon themasının gücünün azaltılması için kurulan tagmata, daha sonra etkili bir savaş gücüne dönüşmüştür. Fakat bu yeni oluşum, themalarla merkez arasındaki karşıtlığın daha da siyasileşmesini de getirmiştir. Böylece ordu ikili bir yapıya bürünmüştür: Bir yanda merkezi otoriteyi, devleti temsil eden tagmata, diğer yandaysa taşrayı temsil eden themalar.

Sekizinci yüzyılın sonundan itibaren, taşra aristokrasisi her bakımdan, özellikle nüfuz alanı, zenginlik ve askeri statü konularında güçlenmeye başlamıştır. Onuncu yüzyılın başından itibaren askeri mevkiler aristokrasinin kontrolüne geçmiştir. Merkezi otorite, aynı zamanda büyük toprak sahipleri olan bu asker-patron taşra aristokratlarının bir yandan daha fazla güçlenmelerini, diğer yandan da sayılarının artmasını önlemek için hem arazi kanunlarını değiştirmeye hem de themaları parçalayarak küçültmeye kalkışacaktır. Merkezle taşra arasında neredeyse Malazgirt Savaşı’na ve Oğuzların (Selçuklular ve Türkmenler) Anadolu’yu ele geçirmelerine kadar sürecek bu mücadele, özellikle imparatorluğun doğu sınırındaki themalarda Fokaslar ve Skeleroslar gibi çok güçlü ailelerin ortaya çıkmasına neden olacaktır.

2 yorum:

  1. bide kaynak belirtseydin süper olacakmış. yada ben mi kacırdım

    YanıtlaSil
  2. Ayrıntılı bir analiz. Çok teşekkür ederim.

    YanıtlaSil

Related Posts Plugin for WordPress, Blogger...