Dünya Tarihçiliği - IV

Dünya tarihçiliğini evrenselci veya daha evrenselci bakış açısının ürünü olarak tanımladık ama bunun, yani daha evrenselci bakış açısının neyi görmek üzerine olduğu tartışmasına bir parça girdiysek de, son noktayı henüz koymamıştık. Yani bir insan daha evrensel bakmaya başladığında neyi görmeye çalışmaktadır veya kendisini neyi görmekle yükümlü kılmaktadır?

Bu dünyanın asıl ayırıcı özelliği, bir yandan farklı bir anlamlandırma şeması dayatması, diğer yandan da bu şemaya göre üretilecek içerikler için düşünsel ve simgesel kaynaklar sağlayan bir ortam sunmasıdır. Neticede dayatılan, diğer yerel gruplarla birlikte paylaşılan ilişkilerin anlamlandırılmasıdır. Bu ilişkilerin bir başka dünyanın daha düşünülmesini dayattığı ve ayrıca bunun fiziksel olarak yaşanmayan, kurgusal olarak var olan, düşünülen bir dünya olduğunu belirtilmişti. Bu dünya esasen anlamlandırılması gereken yeni bir oluşumdur. Fiziksel olarak yaşanıp yaşanmadığı önemli değildir. Sonuç olarak böyle bir dünyanın etkisi hissedilmektedir, bu yüzden bu farklı oluşumun anlamlandırılmasına çalışılmaktadır ki, önemli olan da budur. Mesele bu anlamlandırmanın nasıl bir şema doğrultusunda yapılması gerektiğidir.

Uzun bir süredir kullanımda olmuş ve hâlâ kullanılan modellerden biri (kaba bir kategorileşme yapacaksak) yerel birimleri bir araya getirerek bu yığını evrensel anlamlandırmaya tabi tutmaktır. Yani, günümüzden örnek verecek olursak, burada yapılan, tüm ulus-devletleri bir araya getirerek dünya tarihini bu birimlerin tarihlerinin toplamı olarak sunmaktır. Diğer seçenekse, kurguyu her dönemin kendine özgü siyasi birimleriyle sınırlamaktır. Bu şemanın önde gelen özellikleri siyasi birimler ve temalardır. Bir yandan öykünün içinde hep siyasi birimler vardır. İnsanlığın gelişimi bir krallıktan diğerine, bir imparatorluktan öbürüne gidecek şekilde tasarlanmıştır. Bir de bu duruma ek olarak evreler ve bunlara karşılık gelen temalar vardır. Bu siyasi birimler çeşitli çağlardan, devrimlerden ve dönüşümlerden geçerler. Ama bu keyfi bir ilerleme değildir. Bütün unsurların hepsi bir şekilde insanlığın son evresinde, yani günümüzde, bir yapbozun parçaları şeklinde bir araya gelir. Her iki modelde de yerel sistemlerin dışında kalan bir dünya tasarlanmaktadır ama burada üzerinde durulan karşılıklı ilişkilerin ortaya çıkardığı dünya değildir. Kendi içinde birçok yerel grubun bir araya gelmesini temsil eden bu krallıklar ve imparatorluklara yerel birimler muamelesi yapılır ve öykü genelde bir birinin, bir diğerinin tarihinin anlatılması şeklinde gelişir. Daha çok bir kolajdır söz konusu olan.

Bir diğer modelse, yine bir yere kadar aynı şemanın içinde kalmakla beraber, bir yandan bu birimlerin kendilerinin çoğu kez birçok yerel birimin bir araya gelmesi sonucu ortaya çıktıklarını kabul eder, bu süreçleri ortaya çıkarmaya çalışır. Diğer yandan da tarihsel kurguyu daha çok bu birimler arasındaki ilişkilerin ortaya çıkarttığı dünyanın öyküsünün anlatılmasına dönüştürmeye çalışır. Bu dünyanın dayattığı değişikliklerle ilgilenir, evrensel anlamlandırmasını bu değişiklikler üzerinde kurmaya çalışır. Bunun yansımasıysa, bir onun bir diğerinin tarihi yerine, aynı anda birlikte anlatılmaya çalışılan tarihlerdir. Bu arada öyküyü siyasi birimler üzerinden anlatmanın da terk edildiği görülebilir. Yerini her evreye göre daha farklı birimler alabilir.

Evrensel anlamlandırmacılığın içine girdiği çaba iki boyutta birden hareket edilmesini gerektirir. Bir yandan seçilen dönemdeki birimler arasındaki ilişkilerin ortaya çıkardığı dünya veya dünyalarla uğraşılırken, diğer yandan da bu dünya ve dünyaların geçmişleriyle de uğraşılır. Yani bir yandan aynı zamanda kalarak farklı yerlere giderken, bir yandan da aynı yerde kalarak zamanda geriye gider. Yerel anlamlandırmalarsa genelde sadece zamanda geriye gitmekle sınırlarlar öykülerini. Yerel anlamlandırmaların veya tarihçiliklerin asli çabası sadece geçmişi sunmakken, evrensel anlamlandırmaların çabası hem geçmişin hem de geçmiş içinde değişen beşeri veya insani coğrafyaların verilmesidir. Aslında geçmişin daha çok değişen insani coğrafyalar üzerinden verilmeye çalışıldığını söylemek daha yerinde olacaktır. Çünkü evrensellik neticede kabul edilen tüm bölgenin veya dünyanın tamamının geçmişsel öyküsünün verilmesini gerektirir. Yapılmaya çalışılan budur. Ne kadar başarılı bir şekilde yapıldığı ayrı bir sorundur. Yani öncelikli olan karşılıklı ilişkiler ve bu karşılıklı ilişkilerin ortaya çıkardığı dünya algısının anlamlandırılmasıdır. Dünya tarihçiliğinin hedefi budur veya bu olmalıdır.

Diğer yandan, daha önce ileri sürdüğümüz görüşe geri dönecek olursak, dünya tarihçiliğinin de, diğer dünya tarihçiliklerinde olduğu gibi, bir grup bağlantısı oluşturması gerekmektedir ve bu grup bağlantısı neticede belli bir grubun varlık nedenlerinin, yaşamının, yaşam koşullarının anlamlandırılması ve bu sayede de gerekçelendirilmesi anlamına gelmektedir. Durum böyle olunca, dünya tarihçiliğinin asıl hedefinin, bugün var olan bazı grupların varlık koşullarını, niye var olduklarını geçmişe gönderme yaparak anlamlandırmak ve gerekçelendirmek olduğu söylenebilir. Bu anlamlandırma sırasında üretilen grup tasarımı, bizim durumumuzda insanlık, aslında belli bir grubun veya grupların kendilerini nasıl bir sürecin parçası olarak görmek istedikleriyle doğrudan bağlantılıdır. Dünya tarihçiliğinin görevi veya hedefi de eninde sonunda bu bağlamda bir gerekçelendirmenin yapılmasıdır. Teker teker günümüz grupları veya ulus-devletleri bağlamında düşünmeye başladığımızda, böyle bir anlamlandırma/gerekçelendirme süreci devreye girmeye başladığında, bu tasarımın etkisi altında kalan tüm yerel birimler, bu durumda ulus-devletler, bu tasarımın bir yerlerinde yer almaya çalışacaktır. Dünya tarihi üretimi ve aktarımı bir noktadan sonra neredeyse tamamen ulus-devletlerin anlamlandırılması/gerekçelendirilmesine dönüşecektir. Sonuç olarak dünya tarihçiliğinin aslında yerelin anlamlandırması ve gerekçelendirilmesi olduğunu, ama bunun artık daha farklı bir düzlemde, doğrudan yaşanmayan ama daha çok kurgulanan, düşünülen bir boyutta yapıldığını söylemek gerekiyor.

Yorumlar